İstanbul’un Fethi
İSTANBUL ÜSTÜNE HAREKET
İlk Gelen Kuvvet ve Kent Haricindeki Kalelerin İşgali
Daha muhasara başlamadan önce Boğazkesen hisarının yapılmasından ardından Sultan Mehmed, İstanbul’u karadan askerî bir kordon altına aldırmış, şehirden dışarıya ve dışarıdan şehre kimseyi bırakmamaları ile ilgili kat’i buyruk vermişti; esasen imparator da dışarıdaki halkı şehre aldıktan ardından kapıları kapatmıştı; ama denizle muvasala kesilmemişti.
Rumlar bu deniz yolu ile sahildeki Türk köylerini basarak bir bölümünü tutsak ve bir bölümünü öldürüyorlardı.
1453 yılı Şubat ayında Sultan Mehmed dökülen topun İstanbul Önüne götürülmesini emretti.
Top altmış manda ile çekiliyordu; topun kaymaması için iki yönüne ikişer surat asker konmuştu; yolun sorunlu bölümünde ve köprü yapılacak yerlerde yolu düzletmek ve tahta köprü inşa etmek için eskiden elli inşaat ustası ve iki surat amele gönderilmişti.
Nihayet top İstanbul’dan beş mil uzakta bir yere getirildi(1).
Topun naklinden önce on bin kişilik bir kuvvetle Karaca Paşa gönderilerek Misivri, Ahyolu ve Vize ve sair kaleleri aldı.
Silivri taraflarındaki başka bir kale harben alındı ve Silivri kalesi ise müdafaada sebat etti; Bigados teslim oldu.
Sur önüne kazançlan top Karaca Paşa’ya teslim edildi(2).
Mart başından ardından Sultan Mehmed eyalet ve sancaklara hükümler göndererek İstanbul aleyhine hareket edileceğini bildirip orduya iltihaklarını emretti.
Muvazzaf ve gönüllü olarak gelen kuvvet orduya iltihak ediyor idi.
Mora’ya Akın
Pâdişâh İstanbul muhasarası sırasında Mora’da imparatorun kardeşleri olan Mora despotları Tomas ile Dimitriyos taraflarından İstanbul’a takviye yapması olasılığını gözönüne alarak buraya Turahan ile oğulları Ahmed ve Ömer Beyleri memur ederek akınlar yaptırarak onlara göz açtırmadı,
Sultan Mehmed’in İstanbul Üstüne Hareketi
Padişah tüm hazırlığını tamamladıktan ardından 12 Rebiulevvel 857/23 Mart 1453‘de Edirne’den üstüne hareketi hareket etti(3).
Keşan mevkiinde durarak Çanakkale boğazından geçecek olan Anadolu kuvvetlerini bekledi ve bu kuvvetleri de aldıktan ardından yürüyüşe devam ederek 1453 Nisanının beşinde İstanbul surları önüne geldi ve sonrası gün başka bir deyişle 6 Nisan / 26 Rebiulevvel cuma günü kenti muhasara etti(4).
Haliç’teki Ayvansaray mevkiinden Hrisi Pili (Yaldızlı kapı)’ye kadar karadan tüm berrak kuşattı.
Bu muhasaranın evvelkilerinden farkı epey inkişaf eden Osmanlı donanmasının da muhasaraya iştirak etmesi idi.
İstanbul’un Surları (5)
Topkapı sarayı’nın yer aldığı mevkideki Lygos kenti milâttan önce IX.
yüzyılda kuruluş edilmiş ve yeniden milâttan önce 660 yılında burayı zabt eden Meğaralı Bizas şehre kendisi ismini vermiş ve Sarayburnu’ndaki ilk kuruluş olan Akropl’u ve kenti, sur ile çevirmiştir.
Bu ilk sur, Ahırkapı feneri kuzeyinden başlamış Ayasofya’nın yer aldığı mevkii içeride bıraktıktan ardından Yerebatan sarayının yer aldığı yerden.
Demirkapı^ya ve ardından oradan da Sirkeci limanına (Pros phorion mevkiine) inmekte idi.
Ligos kenti yedi burçlu olan bu surun içerisinde bulunuyordu; kıyı de surlarla çevrilmişti.
Daha ardından Roma imparatoru Septim Sever (193-211) burasını genişleterek ikinci bir sur yaptırdı; bu sur, Portaperema başka bir deyişle Balıkpazarı’ndan başlamış Nur-i Osmaniye camii mevkii doğuda kalıp Hamzapaşa mescidi yerinden ve Sokullu Mehmed Paşa camii doğusundan geçerek doğuya dönüp Ayasofya’nın güneyinden geçer ve Bizans surlariyle birleşir.
Bu ikinci surdan birbuçuk yüzyıl ardından Devasa Kostantin (306-333) Roma’yı sevmediğinden payitahtını Bizans’a, naklettirmek için etkinliğe geçti (8 Kasım 324); ilk Ayasofya’yı ve başka mâbedleri ve kimi binaları yaptırdı ve devlet merkezi olması nedeniyle kent surların dışına taşmıştı; bunun için Kostantin kendisi ismine üye surları yaptırdı; bu yeni sur evvelkilere kıyasla defa geniş sahayı içerisine aldı.
Yeni sur Haliç’teki Ayakapısı’ndan başlamış evvelâ batıya gittikçe Sultan Selim Sarnıcı’nın (Bonos sarnıcı) kuzeyinden geçerek, ardından güneye doğru dönüp Bayrampaşa deresi, Altımermer, Çukurbostan, Davudpaşa, Hekimoğlu camii’nin yanından geçerek Samatya kapısı yakınından Marmara’ya, iniyordu.
Kostantin, önceden yapılmış olan kıyı surlarını da onarım ettirdikten farklı bu surları kendisi yaptırdığı surlara kadar da uzattı.
Bizans’ın nüfusu sonraları henüz ziyade arttığından beşinci asır ilk haftalarında halk zorunlu olarak surlar dışında meskenler yapmışlardı, aynı zamanda imparatora özgü Vilahama varoşu – ki ondördüncü mıntaka addediliyordu – yapılarak surlarla çevrildi; bunun üstüne II.
Teodosiüs (408-450) surları diye ünlü olan şimdiki surlar yapıldı.
Bu surlar Marmara sahilinde Tabakhane kapısından başlamış Tekirsarayı mıntakasında sahip olunan yukarıda adı geride bıraktığımız ondördüncü mıntaka surlariyle birleştirildi ve bu arada on dördüncü mıntakanın kuzey batı doğrulusunda temdid edilen sur Haliç’e kadar indirilerek Marmara ile Haliç arası sonuçlanmış oldu.
Bir deprem sonucunda viran olan Teodosiüs surları onarım edilerek bu arada kara surları önüne araları onbeşle yirmi metre açıklıkta ikinci bir sur henüz yapılmış ve onun önüne de altı, yedi metre derinliğinde bir hendek açılmıştı, öndeki surun yüksekliği sekiz buçuk, genişliği başka bir deyişle kalınlığı iki metre ve gerideki ikinci surun yüksekliği ise on iki, genişliği de yaklaşık beş metre idi.
Muhasara Sırasında Surların Hali
Sultan Mehmed’in muhasarası sırasında son olarak uygulanan İstanbul surları kara doğrulusunda iyice onarım görüp müstahkem bir halde yer aldığı durumda Marmara tarafındaki surlar hariç olarak Haliç kısmındaki surlar basit kat olup zayıftı; ama Haliç’in Sirkeci’den Galata’ya kadar zincirle kapalı olması nedeniyle Osmanlı donanması buraya başka bir deyişle Haliç’e giremediği için bu surlar güven altında bulunuyordu; kara surları çift duvarlı (yani içice iki sur) ve çift müdafaa hatlı idiler; birinci sur alınsa dahi kenti ikinci sur müdafaa edebilirdi.
En Öndeki surun duvarları alçak olmakla birlikte güçlü olup bunun önünde de iki surat kadem başka bir deyişle yedi metreye yakın yontma taşlarla örülmüş bir hendek vardı, iç taraftaki ikinci sur ise pek metin ve evvelkinden yüksekti.
O derecede ki imparator ile parlamento üyeleri bu çift surdan hangisini müdafaa hattı yapacaklarında tereddüd etmişlerdi; nihayet II.
Murad’ın İstanbul’u muhasara ettiği vakit gerçekleştirdikleri gibi surlardan ikisini de kullanmağa hüküm verdiler(6).
İstanbul’a Yardımcı Kuvvet Gelmesi
İmparator, surların onarım ve tahkimi ve müdafaa tertibatiyle meşguldü, kentin kara tarafındaki kapılarını ördürmüş olup duruma intizar ediyor idi.
26 Ocak 1453’de İstanbul muhasarasına iştirak etmek emeliyle iki kadırga ve yedi surat cenkçi ile Cenevizli Jüstinyani geldi.
Bu faal zat, kale tamiri ve müdafaa hazırlıklarında imparatora takviye etti; bu iyi bir kumandan olmasından imparator bunu başkumandan tâyin ile evvelâ Vilaharna sarayına yakın olan surların muhafazasına memur etti; şayet İstanbul muhasaradan kurtulacak olursa kendine Limnos adasını verecekti(7).
Fakat ardından muhasaranın sıklet merkezi hafif olan surlar yönüne başka bir deyişle, Topkapı ile Edirnekapı arasındaki bölüme intikal edince Jüstinyani emrindeki dört surat zırhlı nefer ve üçyüz denizci efratla bu tarafın müdafaasına geldi(8).
Bundan farklı Papa muhasara sırasında üç devasa kadırga ile ikiyüz asker ve mühimmat ve erzak göndermiş ve otuz geminin henüz hazırlanmakta olduğunu da bildirmişti(9).
Bundan farklı Sakız Cenevizlileri iki gemi ile yedi surat ve Ceneviz’den de bir gemi ile üçyüz ve ispanya ile adalardan da kuvvetler gelmişti (10).
Galata’da tespit edilen Cenevizliler de imparatorla birlikte çalışıyorlar ve İstanbul elden çıkarsa bunun zararının kendilerine de dokunacağını biliyorlardı; bunun için vaziyeti Cenova’ya bildirip kuvvet istemişler ve beşyüz cenkçi ile bir geminin Galata’nın yardımına gelmekte bulunduğu yanıtını almışlardı.
Bununla birlikte bu bezirganlar her olsılığı gözönüne alarak İstanbul muhasarası başladıktan ardından Osmanlıları da gücendirmek istemiyerek kimi vaidler mukabilinde saklıca onlara da takviye etmeği suistimal etmemişlerdi; henüz pâdişâh Edirne’de iken şunlar bir kurul gönderip arkadaşlık muahedelerini tazelediler.
Sultan Mehmed, İstanbul’a takviye etmemek şartiyle Galata Cenevizlilerinin dostluğunun devamını asal koymuştu (11).
Ticaret maksadiyle Karadeniz ve Azak denizi taraflarına gidip geri dönerek İstanbul’a uğrayan ve Venedik’e gitmek isteyen Venedik gemileri lüzum imparatorun ve lüzum İstanbul’da ikamet eden Venediklilerin ısrariyle İstanbul’da alıkonulmuşlardı (12).
İstanbul’un Kuşatılma Vaziyeti
Surların dövülmesi için devasa toplar Vlaharna (Tekfur sarayı) ile Edirnekapısı ve Topkapısı karşılarına yerleştirilmişlerdi Bunlardan en devasa top Kaligarya (Eğrikapı) karşısına konmuştu (13).
Fakat bu doğrultu surlarının pek güçlü olduğundan kaynaklı bir sonuç alınamıyacağı düşünülerek buradan kaldırılıp Topkapı’nın kuzey yönüne alınmıştı (14).
Topçular on dört gruba ayrılmış olup bunların üç grubu Vlaharna sarayı bölümünde, ikişer takımda Eğrikapı ve Edirnekapi’sı ve dört grurup Topkapı (Ayaromanos) ve üç gurup ise Silivrikapısı mıntakasına yerleştirilmişlerdi (15).
Barbaro’nun kaydından anlaşıldığına göre devasa top dörttü (16).
Kale önünde de top dökülmüş ve top onarım edilmiştir (17).
Pâdişâh karagâhı Topkapısı’nın karşısına raslantı eden sahanın gerisinde başka bir deyişle Maltepe doğrultusunda idi (18).
Kara surlarının sol cenahı Ayvansaray’dan (Sinegion) Edirnekapı’ya kadar olan bölümü Rumeli beylerbeğisi Dayı Karaca Paşa kumandasında idi Edirnekapı ile Topkapı arası padişahın yer aldığı merkez kolunu teşkil ediyor idi.
Topkapı’dan Yedikuleye kadar olan bölüm ise Anadolu beylerbeğisi İshak Paşa ile Mahmud Paşa kumandanları altında bulunuyordu (19).
Osmanlılar’ın Muhasara Kuvvetleri
İstanbul’un muhasarasına iştirak etmiş olan Osmanlı silahlı gücü mevcudu çeşitli rivayetlere göre surat elli bin ile iki surat bin arasında ön görü ediliyorsa da (20) bunun ne kadarının hakikî silahlı güç mevcudu ve ne kadarının gönüllü ve gayrı muharib bulunduğu bilinmemekle birlikte kara silahlı gücü mevcudunun (Kapıkulu ocakları, Rumeli ve Anadolu topraklı başka bir deyişle timarlı sipahileri; azaplar ve gönüllü olarak surat bin ile surat yirmi bin arasında olması olasılık ışığıında görülmektedir; bu kuvvetin bir bölümü Zağanos Paşa kumandasında olarak Cenevizlilere ilişkin Galata surlarının dışındaki Beyoğlu doğrultusunda bulunuyor idi (21).
Osmanlı Donanması
Nakliye gemileriyle birlikte devasa, ufak yüzelli parçadan ziyade bulunduğu söylenen (22) Osmanlı donanmasını kimi Rum tarihleri dört surat yirmiye kadar çıkarırlar (23).
Bu donanma Baltaoğlu Süleyman bey kumandasında olup Haliç tarafındaki surlar hariç olmak suretiyle deniz doğrulusunda İstanbul surlarını kuşatmıştı.
Kritovulosa göre, Baltaoğlu İstanbul fethinden bir buçuk ay önce 13 Nisan’da Büyükada (Prinkipos) kalesini (24) ve Pâdişâh da boğazdaki Tarabya kalesini zabt ederek (25) onu müteakip aynısı gün içerisinde Studyo başka bir deyişle Burgaz adasındaki kaleyi de elde etmek suretiyle (26) o taraflarda bir istihbarat ve güven tertibatı alınmıştı.
Bizans’ın Kara ve Deniz Kuvvetleri
İstanbul’u müdafaa edenlerin mevcudu da belli değildir; bu konuda müteaddid kaynaklar araştırma edilerek bir düşünce elde edilmiştir.
Sıhhate en yakın olarak muhasara sırasında imparatorluğun hazerî silahlı gücü mevcudu beş bin, muhasaradan az önce imparatorun kentte eli silâh tutan halktan topladığı kuvvet (nefir-i âm) ise 4973’dü.
Bu kuvvetlerden farklı Venedik, Ceneviz ile Girit, Sakız adalarından İspanya, Provanş’dan gelen yardımcı kuvvet mevcudu üç bin olup buna lüzum yabancı ve lüzum Rum donanmasından surlarda görev gören iki bin gemi mürettebatı ve Şehzade Orhan’ın maiyyetinde tespit edilen altı surat Türkün de ilâvesiyle (27) Bizans’ın müdafaa gücü de en aşağı on beş bin kadardı (28).
Maamafih bu miktarın muhasaranın devamı sırasında zayiatı telâfi etmek suretiyle artmış olduğuna kuşku yoktur.
Surlar üstünde müdafaa ili yirmi yedi bölüme bölünerek her biri bir kumandana verilmişti.
Ayos Romanos başka bir deyişle Topkapı mıntakası İmparator, Jüstinyani ve Kantakuzen taraflarından müdafaa ediliyordu.
Bizans’ın lüzum kendisinin ve lüzum yardımcı olarak gelmiş olan donanma mevcudu da çeşitli ebadda olarak sekiz Ceneviz, on beş Venedik, altı adet İtalya Cumhuriyetlerine aid gemi ile yedi Bizans kadirgası ve başka çeşitli yerlere âid gemilerden mürekkep olarak mecmuu 39 gemi idi (29).
Bu gemiler, iki nisanda imparatorun buyruğuyla Yalıköşkü ile Galata’da Kurşunlu mahzen arasına gerilmiş olan zincirin gerisinde Haliç’te bulunuyorlardı (30).
Bunlardan on sayısı gerilmiş olan zinciri kırmak için yapılacak taarruzu önlemek için müdafaa hattının önünde yer almışlardı.
İstanbul’un Teslimi Önerisi ve Red Cevabı
Nisanın altısında başlayan muhasara tertibatı altı gün sürmüş ve ayın on birisinde ikmal edilmiştir.
Bu suretle hazırlık tamamlanıp Zağanos Paşa da Beyoğlu cihetinde tertibat aldıktan ardından Sultan Mehmed islâmî ananeye makul olarak Mahmud Paşa’yı İmparatora göndererek kan dökülmeden kentin teslimini öneri ettiyse de Kostantin kenti müdafaa edeceğine yemin etmiş olduğunu ve fakat muahede mucibince vergi vereceğini beyan ederek teslim önerinini red etti; bunun üstüne nisanın on ikisinden (2 Rebîulâhır 857) ardından devasa topların işlemesiyle esas muhasara başlamıştı; gerçi beş gün evveldenberi küçük tefek çarpışmalar ve bir kez Rumların çıkış hareketleri olmuşsa da o kadar önemli değildi.
Yine on iki nisanda donanma da İstanbul limanı önüne gelmişti.
İSTANBUL’UN FETHİ
Sen Rumen (Topkapı) yakınına yerleştirilen devasa topun gürültüsü, kent
halkının kuvve-i mâneviyesini sarstı; bu top gün içerisinde fakat yedi sekiz
kez atılabiliyordu; toplar tunçtan olup uzun menzilli idiler ve devasa çapta
taşdan gülle atıyorlardı (31).
Bu dehşete karşı halkın maneviyatını arttırmak için sarayda tespit edilen Meryem’in tasvirini sokaklarda dolaştırıyorlardı.
Diğer toplar mütemadi bir bombardımana devam ediyorlardı.
Muhasaranın onuncu günü devasa toplardan birisi parçalandı ve etrafındakileri öldürdü.
Fakat yeniden onarım olunarak yeniden faaliyetine devam etti; toplar kimi yerlerden gedik açtılarsa da kent halkı erkek, bayan canla başla çalışarak gedikleri kapatıyorlardı; imparator hergün surları dolaşarak müdafileri teşci ediyor idi (32).
İlk Hücum
Nisanın on sekizine kadar uygulanan topçu atışın dan, surların zayıf noktası olan pâdişâhın yer aldığı Bayrampaşa deresi doğrulusunda birinci ve ikinci surlardan bir gedik açıldı ve buradan gece bir yürüyüş yapıldı ve dört saat sürdü; devasa harb kuleleri hücuma iştirak etti ise de bu müteharrik kule grejuva ateşiyle yakıldı; askerin surlara merdivenler dayayarak çıkmak istemeleri de bir sonuç vermediğinden bu birinci saldırı muvaffak olamadı.
Bu başarısızlığı, bu arada zinciri kırarak Haliçe girmek için donanmanın yapan bulunduğu taarruz muvaffakiyetsizliği takib eylemiş, zincir kırılamıyarak o tarafa başka bir deyişle Haliç’e geçilememiştir.
Deniz Muhaberesi (33)
Bu muvaffakiyetsizlikleri iki gün ardından başka bir deyişle 20 Nisandaki deniz Muhabereyi başarısızlığı takib etti.
Papa İstanbul’a takviye olarak üç Ceneviz gemisiyle bunların her birisinde dört surat cenkçi göndermiş ve ardından otuz geminin de gönderileceğini açıklamıştı.
Bu dehşete karşı halkın maneviyatını arttırmak için sarayda tespit edilen Meryem’in tasvirini sokaklarda dolaştırıyorlardı.
Diğer toplar mütemadi bir bombardımana devam ediyorlardı.
Muhasaranın onuncu günü devasa toplardan birisi parçalandı ve etrafındakileri öldürdü.
Fakat yeniden onarım olunarak yeniden faaliyetine devam etti; toplar kimi yerlerden gedik açtılarsa da kent halkı erkek, bayan canla başla çalışarak gedikleri kapatıyorlardı; imparator hergün surları dolaşarak müdafileri teşci ediyor idi (32).
İlk Hücum
Nisanın on sekizine kadar uygulanan topçu atışın dan, surların zayıf noktası olan pâdişâhın yer aldığı Bayrampaşa deresi doğrulusunda birinci ve ikinci surlardan bir gedik açıldı ve buradan gece bir yürüyüş yapıldı ve dört saat sürdü; devasa harb kuleleri hücuma iştirak etti ise de bu müteharrik kule grejuva ateşiyle yakıldı; askerin surlara merdivenler dayayarak çıkmak istemeleri de bir sonuç vermediğinden bu birinci saldırı muvaffak olamadı.
Bu başarısızlığı, bu arada zinciri kırarak Haliçe girmek için donanmanın yapan bulunduğu taarruz muvaffakiyetsizliği takib eylemiş, zincir kırılamıyarak o tarafa başka bir deyişle Haliç’e geçilememiştir.
Deniz Muhaberesi (33)
Bu muvaffakiyetsizlikleri iki gün ardından başka bir deyişle 20 Nisandaki deniz Muhabereyi başarısızlığı takib etti.
Papa İstanbul’a takviye olarak üç Ceneviz gemisiyle bunların her birisinde dört surat cenkçi göndermiş ve ardından otuz geminin de gönderileceğini açıklamıştı.
Bunlara yolda Bizanslılara âid olup Mora’dan içerisi zahire, harb
levazımı ve şarap yüklü bir gemi de iltihak ederek müsaid lodos rüzgâriyle
İstanbul’a doğru geldikleri, Osmanlı donanması doğrultusunda haber alınmıştı
(34).
Bunun üstüne padişah bu filonun karşılanarak imhasını Balta-oğlu Süleyman Bey’e emretti (35); o da on sekiz gemi ile bunlara karşı gitti.
Rüzgâr, Papa donanmasına müsaid ise de karşı giden Osmanlı donanmasına müsaid değildi; bu suretle Yedikule’yi geçtiler.
Bu vaziyeti imparator kale surundan ve Sultan Mehmed de Zeytinburnu doğrultusunda heyecanla takib ediyorlardı.
Nihayet iki donanma Yeşilköy’ün batı açıklarında karşılaştılar.
Rüzgâr kesildi, Evvelâ uzaktan ve ardından yakından muharebe başladı.
Osmanlı donanması bunları sarmıştı; Haçlı gemileri kendisi başlarına hareket ederek çevrenini saran Türk gemileriyle maç ediyorlardı.
Müttefiklerin gemileri yüksek bordalı göğe olarak bilinen gemilerden ve Osmanlılarınla ise kadirgalardan mürekkeb olmasından gemilerin birbirlerine yanaştıkları sırada yüksek bordolu düşman gemileri, kendilerine yanaşıp çıkmak isteyen Türk askerlerine yağmur gibi ok ve taş ve grejuva ateşiyle mukabele ederek açıkta tespit edilen Osmanlı donanması efradına çok zayiat verdiriyorlardı; bu suretle uzun vakit devam eden deniz muharebesinde muvaffak olamıyacağını anlayan Osmanlı donanması sahile doğru çekildi; ama düşman donanması bunları takib etti; yüksek bir yerden atılan oklara karşı alçak bordalı Osmanlı donanması mukabele edemiyerek kaçtı.
Bu durumu izleyen Sultan Mehmed, Türk donanmasının kendisinin yer aldığı tarafa doğru yaklaştığını görünce öfke ve teessüründen atını denize doğru sürmüş ve sahilin sığ olduğundan kaynaklı epice de ileri gitmişti (36).
Pâdişâhın buyruğu üstüne muharebe yeniden Yedikule önünde başladı; bu kez Türkler yardımcı gemilerini oldukça sıkıştırdılarsa da bu sırada rüzgârın esmeğe başlaması üstüne yollarına devamla kent limanlarından birisine geldiler; geceleyin zincir indirilerek dışarıya çıkan iki Venedik kadirgası bu yardımcı gemileri alarak Haliç’e getirdikten ardından zinciri yeniden kapadılar.
Baltaoğlu bu muvaffakiyetsizlik üstüne azlolunarak adına Çalı Bey’in erkek çocuğu Hamza Bey tâyin edilmiştir.
Ordu Görüşmesi
Karadan uygulanan hücumun muvaffak olamaması ve denizden de donanmanın yenik olması üstüne askere bir sarsıntı gelmiş ve orduda dedikodu başlamıştı; bunun üstüne bir harb parlamentosu kurularak vaziyet görüşüldü.
Düşmana hem askerle ve hem zahire ve sair harb levazımı yardımı gelmesi, muhasarayı uzatacağı için tehlike baş göstermişti.
İstanbul muhasarasının batı devletlerinin müdahalesini celbedeceğinden çekinen vezir-i âzam Halil Paşa bu hal karşısında imparatorun yılda yetmiş bin duka altın vergi vermek şartiyle muhasaranın kaldırılmasını öneri etti; ama Halil Paşa’nın hasmı olan Zağanos Paşa başka kimi kumandanlar ve ulema bu önerinin aleyhinde bulunarak harbe devama hüküm verdiler; Halil Paşa’nın yardıma gelmelerinden korktuğu kara ve deniz yardımlarının gecikmesi ve Papa’nın yolladığı donanmanın zamanında yetişemiyerek İstanbul’un fethini yolda haber alması bir baht yapıtı olarak durumu kurtarmıştı.
Haliç’e Donanma İndirilmesi
Galata surlarının gerisindeki Beyoğlu, Kasımpaşa, Hasköy tarafları Zağanos Paşa’nın kumandasına verilmiş olup maiyyetinde on beş bin kadar kuvvet vardı.
Haliç ile karşı kıyı Ayvansaray’a kadar bunun nezareti altında bulunuyordu.
Zağanos Paşa Hasköy”den karşı sahile bir köprü yapmağa memur edildi; bu köprü yapılırsa surlarla Beyoğlu arasında etkileşim kuruluş edilebilecekti.
Bunun için Haliç’e sokulacak olan bir bölüm Osmanlı donanmasiyle Haliç’teki düşman donanmasının bertaraf edilmesi ve köprünün güven altında bulunması lâzımdı.
Galata Cenevizlileri, mavi boncuk hikâyesi gibi hem Bizanslıları ve hatta Osmanlıları yönetim ediyorlardı; bir taraftan imparatora olanca kuvvetleriyle takviye ederlerken diğer yandan da pâdişâha arkadaşlık gösteriyorlar, istenilen harb levazımını bol bol veriyorlardı; toplar için lâzım olan zeytin yağını ve başka tümşeyleri Osmanlılara verdikleri gibi geceleri de saklıca rumlar yönüne geçerek onlarla da çalışıyorlardı (37).
Sultan Mehmed, donanmasının mağlubiyetini, külüstür gemiler, variller, kalın zincirlerle bağımlı olan Yalıköşkü ile Kurşunlu Mahzen arasındaki maniayı geçip Haliç’e giremediği için farklı bir çareye başvurdu.
Osmanlı donanmasının Haliç’e, sokulmak istenmesi buradaki surların metin olmamasından kaynaklı tahrip edilmesi basit bulunduğu içindi; esasen zincirin gerilmesine de neden bu idi (38).
Padişah Haliç’teki düşman donanmasını batırmak için top makinesi yaptırarak bununla yüksek bir yerden taş gülleler atmağa hüküm verdi; Beyoğlu sırtına koydurduğu bu makineler ile Haliçteki gemilerden bazılarını batırmıştı.
Bir bölüm donanmanın Haliç’e indirilmesine kat’î zaruret hasıl olmuştu; ve ona göre hazırlığa başlanmıştı; bu suretle hem düşman donanması bertaraf edilecek ve hatta Hasköy’le Ayvan-saray arasına köprü yapılarak iki silahlı güç arasında etkileşim kuruluş edilmiş olacaktı.
Verilen hüküm üstüne evvelâ gemilerin karadan çekileceği yer araştırma edildi.
Açılacak bölüm ormanlıktı ve Kasımpaşa mevkiine kadar iniyordu.
Gemilerin çekileceği yol Tophane önündeki sahilden başlamış Boğazkesen’den geçiyor ve buradan güney batıya dönüp sırtları aşarak Löbon Pastahanesi yönüne çıkıyor ve tepeyi aşarak Perapalas yanından Kasımpaşa’ya başka bir deyişle Haliç sahiline geliyordu (39).
Bunun tesbitinden ardından yol tesviye olundu ve yuvarlak ağaçlardan kızaklar yapıldı; gemilerin kızaklar üstünden kayması için Galata Cenevizlilerinden zeytin yağı, yalın yağı ve domuz yağiyle bu kızaklar iyice yağlandı, bu işler yapılırken Galata Cenevizlilerine bu çalışmaları duyurmamak için önlem alındı, bu taraflardan düşman donanmasına havan topları atılmak ve zincire karşı taarruz edilecekmiş gibi aldatıcı hareketler yapıldı.
Nihayet Çiftesütun altındaki cihetten başka bir deyişle Tophane’den ardından donanmadan bölünen iki, üç ve beş sıra kürekli altmış yedi ya da yetmiş iki gemi (40) bir gece içerisinde (21 – 22 Nisan) yukarıda tesviye edildiğini gösterdiğimiz yoldan (Barbaro, gemilerin tekerlek üstünde yer aldığını beyan ediyor) Kasımpaşa’ya indirilmiştir; gemiler inerken bir taarruza uğramamak için bir kaç top, okçu ve arkebuzcular doğrulusunda gözetim olunmuşlardır (41).
Gemilerin bir gece içerisinde Haliçle indirilmesi düşmanı hayrette bıraktı ve şaşkınlık verdi (42), ilk iş olarak Hasköy ile Ayvansaray arasına (Avcılar kapısı tarafına) bir köprü kurmak oldu; birçok sandallar, fıçılar sıkı sıkıya birbirine bağlandı ve ardından bunların üzerine tahtalar döşendi ve kancalar geçirmek suretiyle eni elli ve boyu surat kulaç bir köprü bedene geldi.
Dukas’a göre bu köprüden beş şahıs yan yana geçebilirdi.
Köprünün üstüne yerleştiririlen toplar ve Haliç’te Türk donanmasının toplariyle bu taraftaki surlar dövülmeğe başladı; bu kısmın müdafaasında pek az müdafi vardı; bunun üstüne imparator başka yerlerden alarak buradaki surlara da kuvvet sevk etmek zorunda kaldı.
Donanmanın Haliç’e inmesi ve köprü yapması devasa endişeyi mucip olmasından toplanan bir harb meclisinde köprünün yıkılmasına hüküm verdilerse de muvaffak olamadılar; yakalanan kırk Rum askeri şipşak öldürüldü; buna mukabele olmak suretiyle imparatorun buyruğuyla iki surat altmış kadar Türk tutsağı burçlar üstünde katledildiler.
Galata’da Aios Teodoros tepesine konan toplarla Haliç’teki düşman donanması dövülmeğe başlandı.
En devasa gemi batırıldı, düşman gemileri Galata tarafındaki kıyılara sokularak top ateşinden kurtulmuşlardı; ama bundan sonra etkinlik ve hareketleri görülmüyordu; imparator Haliç suruna koydurduğu iki topla Türk gemilerini ateş altına alarak ikisini batırdı; buna karşılık Kasımpaşa tepesine eklenilen üç devasa topla Bizans topçusunun yer aldığı surlar mütemadiyen top ateşi altına alındı.
6 Mayıstaki İkinci Hücum
Surlara karşı her sabah top ateşi devam ediyor idi, Eğrikapı yönüne konmuş olan devasa toplardan birisi oradaki surun metin olduğundan kaynaklı kaldırılarak Topkapı cephesine getirildi.
Top sayısı burada ziyadeleşmek suretiyle neticenin buradan alınması tekarrür etmişti; surlar mütemadi doğuluyordu; Pâdişâh, kâfi derecede tahribat yaptığına kani olmasından mayısın altısında güneşin batmasından dört saat ardından gece âni olarak yeniden Bayrampaşa deresi vadisindeki surlara mevzii ikinci bir taarruz henüz yaptırdı; ama bu yoklamadan bir sonuç çıkmadı ve bu kısmın müdafaası için üç Venedik gemisinden alınan dört surat gemici Topkapı surlarına getirilerek burası destek edildi.
12 Mayıs Taarruzu
Bu mevzii taarruz 12 mayısta Vlaherna sarayı ile Edirnekapı arasındaki surlara yapıldı.
O doğrultuda açılan bir gediğe uygulanan taarruzda ilk hamlede başarı hâsıl gerçekleşir gibi olduysa da ihtiyat kuvvetlerinin yetişmesi üstüne püskürtüldü; onu müteakip yeniden edilen taarruz yeniden muvaffakiyet verecek iken Edirnekapı mıntakasından yetişen bin kişilik bir kuvvetin yardımiyle bir sonuç elde edilemedi.
Bundan ardından top Muhabereyi, ok, mermi atışları, lağım hafriyatı ve devasa müteharrik harb kulelerinin surlara taarruzları ile günler geçti.
Açılan lağımları Bizans lağımcıları buluyorlardı.
İmparatora Nihai Teslim Teklifi
Fatih umumî saldırı yapılmasın sırası yaklaştığını ön görü ederek ondan önce imparatora barış önerisi yapmağa hüküm verdi ve 23 ya da 24 Mayısta İsfendiyaroğlu Kasım Bey’i elçi olarak imparatora gönderdi ve umumî hücumun doğuracağı feci sonuca sebebiyet vermemesini bildirdi.
Pâdişâhın önerisi şu şekilde idi:
1— Kentin kendine terki,
2— İmparatorun tüm maiyyeti, hazinesi ile sağ ve salim, istek ettiği yere gitmesi ya da Mora despotluğunu kabul eylemesi,
3— Ahalinin de gitmek ya da kalmakta serbest bulunduğu bildiriliyor ve ters durumda kent harben alıncak olursa halkın harb tutsağı olacakları tebliğ ediliyordu.
Kasım Bey bu efor vaziyet üstüne imparatoru sulhe imale etmek istedi; imparator da kimi karşılık tekliflerde bulunmak emeliyle Sultan Mehmed’e elçi gönderdi ve Rum elçileri pâdişâh ne kadar vergi isterse iktidarı dışında olsa bile vereceğini ve henüz farklı tavizlerde de bulunacağını söyledilerse de Dukas’ın söylediğine göre Pâdişâh:
— “Buradan gitmekliğim kabil değildir; ya ben kenti zabtederim, ya da kent beni ölü ya da diri olarak zabt eder, şayet şehirden sulhen çekilirsen sana Mora’yı ve kardeşlerine başka eyaletleri vereceğim; bu suretle arkadaş oluruz, eğer şehre harben girecek olursam eşraf ve ayanını ve seni öldürüp halkı tutsak edip mallarını yağmalattırırım” yanıtını gönderdi (43).
Macaristan Kralının Elçisi
İstanbul muhasarasının sonlarına doğru (25, 26 Mayıs) bir Macar kurulu Osmanlı karargâhına geldi.
Bu kurul ile Jan Hunyad’ın naiplikten çekilerek genç kıral Ladislas’ın kıral bulunduğu bildiriliyordu.
Bu münasibetle Jan Hunyad Sultan Mehmed’le üç yıl süreyle yapan bulunduğu mütareke, idareyi kirala devretmesi münasibetiyle imzalamış bulunduğu ahidnâmeyi geri istiyor ve Osmanlı hükümdarının ahidnâmesini de iade ediyor idi.
Macar murahhası vezir-i âzam ve onun yanısıra tespit edilen iki vezirle görüştü; sefir efendisinden aldığı talimat üstüne İstanbul muhasarasının kaldırılmasını pâdişâhtan rica etti ve ters durumda Macarların, Rumlar lehine hareket edeceklerini beyan eyledi; Macar murahhası bundan farklı batı devletlerine âid bir filonun da imparatorun yardımına gelmekte olduğunu da söyledi; Macar kurulunun gelmesi ve Macarların Rumlara takviye edeceği ve donanma geleceği şayiası yayılarak dedikodu başladı (44).
26 Ocak 1453’de Venedik Cumhuriyetinin İmparatorla aktetmiş bulunduğu muahede mucibince cumhuriyet, adalar denizindeki donanmasiyle yardımı imzalamış ve daha donanması gelmemiş ama İmparator, yardımın çabuk yapması için Venedik’in Akdeniz kumandanı Loredano’ya haber göndermişti ki (45) Macar elçisinin Batı filosu dediği bu olacaktır.
Ordu Müzakeresi
Macar elçisiyle olan müzakere pâdişâha arzedildi; Macarların, Rumlara takviye edileceği tehdidi ve bir Batı filosunun yardıma geleceği sözleri Sultan Mehmed’i düşündürdü.
27 Mayıs akşamı bir parlamento toplanarak durumu görüştü.
Vezir-i âzam Halil Paşa, önceden gördüğü üç haçlı seferinin tehlikelerini yakinen bildiği ve garp hıristiyanlarının yeni bir haçlı seferi yapacaklarından korktuğu için imparatorun ağır bir vergiye bağlantı kurarak muhasaranın kaldırılmasını öneri etti.
Ve özellikle batı hıristiyan hükümdarlarının ittifak ederek Türkleri Balkanlardan atmak emeliyle harekete geçebileceklerini ve henüz devasa bir felâkete alan vermemek için ricat etmek gerekliliğini ifade etti.
Şüphesiz daima Yıldırım Bayezid’in akıbetini Izladi, Varna ve ikinci Kosova muharebelerini hatırlıyordu (46).
Bu mütaleaya karşılık Zağanos Paşa, İstanbul’a takviye yapılamıyacağını ve takviye yapılsa dahi önemli olmadığını ve sair pâdişâhın heyecanını teskin edici mütalealar beyan ettiler.
Zağanos Paşa’nın mütaleasına kimi ümera ile ulema ve Ak Şemseddin iştirak eylediklerinden nihai bir ümid olarak umumî hücuma hüküm verildi.
Filhakika Venedik ya da Papa donanmasının Sakız’a, geldiği haber alınmıştı; nihai yapılacak hücumun sonucuna kadar Macar elçisi iade edilmiyerek alıkonuldu; muhasaranın uzaması ve bir başarı elde edilememesi nedeniyle asker arasında da dırıltı başlamıştı; pâdişâh gerçekten kaygılı idi.
Ak Şemseddin’in sebat ve saldırı edilmesi ile ilgili mektubu ve mânevi tebşiratı havi yazısı da herhalde Sultan Mehmed üstünde müessir meydana gelmiştir (47).
Umumi Saldırı Hazırlığı
Sultan Mehmed, deniz ve kara kuvvetleri kumandanlarını toplayarak teşci yollu hitabede bulundu; onlara gösterdikleri çaba ve fedakârlıklardan kaynaklı teşekkür etti ve yapılacak nihai hücumda da devasa fedakârlıklar beklediğini ve İstanbul’u fethetmeden geri dönmiyeceklerini anladığını ve kazanılacak zaferin temin edeceği menfaatleri ve kentin tüm servetini kendilerine bıraktığını ve yüzyıllarca düşmanlığını gördüğü İstanbul’un zabtının zarurî olduğunu, surların bundan sonra girilebilecek hale yaklaştığını, surları müdafaa edenlerin az ve yorgun olduklarını ve Türk askeri gibi nöbetle dinlenmediklerini ve bunun da başarı için bir âmil olduğunu, bunun için yakında saldırı yapılacağını amaç elde edilmedikçe barış ya da mütareke olamıyacağını beyan ederek kendilerini teşci etti (48).
27 Mayısta uygulanan ve üç gün süren bombardımanla surların bir bölümü yıkıldı (49).
Bunun üstüne padişah bu filonun karşılanarak imhasını Balta-oğlu Süleyman Bey’e emretti (35); o da on sekiz gemi ile bunlara karşı gitti.
Rüzgâr, Papa donanmasına müsaid ise de karşı giden Osmanlı donanmasına müsaid değildi; bu suretle Yedikule’yi geçtiler.
Bu vaziyeti imparator kale surundan ve Sultan Mehmed de Zeytinburnu doğrultusunda heyecanla takib ediyorlardı.
Nihayet iki donanma Yeşilköy’ün batı açıklarında karşılaştılar.
Rüzgâr kesildi, Evvelâ uzaktan ve ardından yakından muharebe başladı.
Osmanlı donanması bunları sarmıştı; Haçlı gemileri kendisi başlarına hareket ederek çevrenini saran Türk gemileriyle maç ediyorlardı.
Müttefiklerin gemileri yüksek bordalı göğe olarak bilinen gemilerden ve Osmanlılarınla ise kadirgalardan mürekkeb olmasından gemilerin birbirlerine yanaştıkları sırada yüksek bordolu düşman gemileri, kendilerine yanaşıp çıkmak isteyen Türk askerlerine yağmur gibi ok ve taş ve grejuva ateşiyle mukabele ederek açıkta tespit edilen Osmanlı donanması efradına çok zayiat verdiriyorlardı; bu suretle uzun vakit devam eden deniz muharebesinde muvaffak olamıyacağını anlayan Osmanlı donanması sahile doğru çekildi; ama düşman donanması bunları takib etti; yüksek bir yerden atılan oklara karşı alçak bordalı Osmanlı donanması mukabele edemiyerek kaçtı.
Bu durumu izleyen Sultan Mehmed, Türk donanmasının kendisinin yer aldığı tarafa doğru yaklaştığını görünce öfke ve teessüründen atını denize doğru sürmüş ve sahilin sığ olduğundan kaynaklı epice de ileri gitmişti (36).
Pâdişâhın buyruğu üstüne muharebe yeniden Yedikule önünde başladı; bu kez Türkler yardımcı gemilerini oldukça sıkıştırdılarsa da bu sırada rüzgârın esmeğe başlaması üstüne yollarına devamla kent limanlarından birisine geldiler; geceleyin zincir indirilerek dışarıya çıkan iki Venedik kadirgası bu yardımcı gemileri alarak Haliç’e getirdikten ardından zinciri yeniden kapadılar.
Baltaoğlu bu muvaffakiyetsizlik üstüne azlolunarak adına Çalı Bey’in erkek çocuğu Hamza Bey tâyin edilmiştir.
Ordu Görüşmesi
Karadan uygulanan hücumun muvaffak olamaması ve denizden de donanmanın yenik olması üstüne askere bir sarsıntı gelmiş ve orduda dedikodu başlamıştı; bunun üstüne bir harb parlamentosu kurularak vaziyet görüşüldü.
Düşmana hem askerle ve hem zahire ve sair harb levazımı yardımı gelmesi, muhasarayı uzatacağı için tehlike baş göstermişti.
İstanbul muhasarasının batı devletlerinin müdahalesini celbedeceğinden çekinen vezir-i âzam Halil Paşa bu hal karşısında imparatorun yılda yetmiş bin duka altın vergi vermek şartiyle muhasaranın kaldırılmasını öneri etti; ama Halil Paşa’nın hasmı olan Zağanos Paşa başka kimi kumandanlar ve ulema bu önerinin aleyhinde bulunarak harbe devama hüküm verdiler; Halil Paşa’nın yardıma gelmelerinden korktuğu kara ve deniz yardımlarının gecikmesi ve Papa’nın yolladığı donanmanın zamanında yetişemiyerek İstanbul’un fethini yolda haber alması bir baht yapıtı olarak durumu kurtarmıştı.
Haliç’e Donanma İndirilmesi
Galata surlarının gerisindeki Beyoğlu, Kasımpaşa, Hasköy tarafları Zağanos Paşa’nın kumandasına verilmiş olup maiyyetinde on beş bin kadar kuvvet vardı.
Haliç ile karşı kıyı Ayvansaray’a kadar bunun nezareti altında bulunuyordu.
Zağanos Paşa Hasköy”den karşı sahile bir köprü yapmağa memur edildi; bu köprü yapılırsa surlarla Beyoğlu arasında etkileşim kuruluş edilebilecekti.
Bunun için Haliç’e sokulacak olan bir bölüm Osmanlı donanmasiyle Haliç’teki düşman donanmasının bertaraf edilmesi ve köprünün güven altında bulunması lâzımdı.
Galata Cenevizlileri, mavi boncuk hikâyesi gibi hem Bizanslıları ve hatta Osmanlıları yönetim ediyorlardı; bir taraftan imparatora olanca kuvvetleriyle takviye ederlerken diğer yandan da pâdişâha arkadaşlık gösteriyorlar, istenilen harb levazımını bol bol veriyorlardı; toplar için lâzım olan zeytin yağını ve başka tümşeyleri Osmanlılara verdikleri gibi geceleri de saklıca rumlar yönüne geçerek onlarla da çalışıyorlardı (37).
Sultan Mehmed, donanmasının mağlubiyetini, külüstür gemiler, variller, kalın zincirlerle bağımlı olan Yalıköşkü ile Kurşunlu Mahzen arasındaki maniayı geçip Haliç’e giremediği için farklı bir çareye başvurdu.
Osmanlı donanmasının Haliç’e, sokulmak istenmesi buradaki surların metin olmamasından kaynaklı tahrip edilmesi basit bulunduğu içindi; esasen zincirin gerilmesine de neden bu idi (38).
Padişah Haliç’teki düşman donanmasını batırmak için top makinesi yaptırarak bununla yüksek bir yerden taş gülleler atmağa hüküm verdi; Beyoğlu sırtına koydurduğu bu makineler ile Haliçteki gemilerden bazılarını batırmıştı.
Bir bölüm donanmanın Haliç’e indirilmesine kat’î zaruret hasıl olmuştu; ve ona göre hazırlığa başlanmıştı; bu suretle hem düşman donanması bertaraf edilecek ve hatta Hasköy’le Ayvan-saray arasına köprü yapılarak iki silahlı güç arasında etkileşim kuruluş edilmiş olacaktı.
Verilen hüküm üstüne evvelâ gemilerin karadan çekileceği yer araştırma edildi.
Açılacak bölüm ormanlıktı ve Kasımpaşa mevkiine kadar iniyordu.
Gemilerin çekileceği yol Tophane önündeki sahilden başlamış Boğazkesen’den geçiyor ve buradan güney batıya dönüp sırtları aşarak Löbon Pastahanesi yönüne çıkıyor ve tepeyi aşarak Perapalas yanından Kasımpaşa’ya başka bir deyişle Haliç sahiline geliyordu (39).
Bunun tesbitinden ardından yol tesviye olundu ve yuvarlak ağaçlardan kızaklar yapıldı; gemilerin kızaklar üstünden kayması için Galata Cenevizlilerinden zeytin yağı, yalın yağı ve domuz yağiyle bu kızaklar iyice yağlandı, bu işler yapılırken Galata Cenevizlilerine bu çalışmaları duyurmamak için önlem alındı, bu taraflardan düşman donanmasına havan topları atılmak ve zincire karşı taarruz edilecekmiş gibi aldatıcı hareketler yapıldı.
Nihayet Çiftesütun altındaki cihetten başka bir deyişle Tophane’den ardından donanmadan bölünen iki, üç ve beş sıra kürekli altmış yedi ya da yetmiş iki gemi (40) bir gece içerisinde (21 – 22 Nisan) yukarıda tesviye edildiğini gösterdiğimiz yoldan (Barbaro, gemilerin tekerlek üstünde yer aldığını beyan ediyor) Kasımpaşa’ya indirilmiştir; gemiler inerken bir taarruza uğramamak için bir kaç top, okçu ve arkebuzcular doğrulusunda gözetim olunmuşlardır (41).
Gemilerin bir gece içerisinde Haliçle indirilmesi düşmanı hayrette bıraktı ve şaşkınlık verdi (42), ilk iş olarak Hasköy ile Ayvansaray arasına (Avcılar kapısı tarafına) bir köprü kurmak oldu; birçok sandallar, fıçılar sıkı sıkıya birbirine bağlandı ve ardından bunların üzerine tahtalar döşendi ve kancalar geçirmek suretiyle eni elli ve boyu surat kulaç bir köprü bedene geldi.
Dukas’a göre bu köprüden beş şahıs yan yana geçebilirdi.
Köprünün üstüne yerleştiririlen toplar ve Haliç’te Türk donanmasının toplariyle bu taraftaki surlar dövülmeğe başladı; bu kısmın müdafaasında pek az müdafi vardı; bunun üstüne imparator başka yerlerden alarak buradaki surlara da kuvvet sevk etmek zorunda kaldı.
Donanmanın Haliç’e inmesi ve köprü yapması devasa endişeyi mucip olmasından toplanan bir harb meclisinde köprünün yıkılmasına hüküm verdilerse de muvaffak olamadılar; yakalanan kırk Rum askeri şipşak öldürüldü; buna mukabele olmak suretiyle imparatorun buyruğuyla iki surat altmış kadar Türk tutsağı burçlar üstünde katledildiler.
Galata’da Aios Teodoros tepesine konan toplarla Haliç’teki düşman donanması dövülmeğe başlandı.
En devasa gemi batırıldı, düşman gemileri Galata tarafındaki kıyılara sokularak top ateşinden kurtulmuşlardı; ama bundan sonra etkinlik ve hareketleri görülmüyordu; imparator Haliç suruna koydurduğu iki topla Türk gemilerini ateş altına alarak ikisini batırdı; buna karşılık Kasımpaşa tepesine eklenilen üç devasa topla Bizans topçusunun yer aldığı surlar mütemadiyen top ateşi altına alındı.
6 Mayıstaki İkinci Hücum
Surlara karşı her sabah top ateşi devam ediyor idi, Eğrikapı yönüne konmuş olan devasa toplardan birisi oradaki surun metin olduğundan kaynaklı kaldırılarak Topkapı cephesine getirildi.
Top sayısı burada ziyadeleşmek suretiyle neticenin buradan alınması tekarrür etmişti; surlar mütemadi doğuluyordu; Pâdişâh, kâfi derecede tahribat yaptığına kani olmasından mayısın altısında güneşin batmasından dört saat ardından gece âni olarak yeniden Bayrampaşa deresi vadisindeki surlara mevzii ikinci bir taarruz henüz yaptırdı; ama bu yoklamadan bir sonuç çıkmadı ve bu kısmın müdafaası için üç Venedik gemisinden alınan dört surat gemici Topkapı surlarına getirilerek burası destek edildi.
12 Mayıs Taarruzu
Bu mevzii taarruz 12 mayısta Vlaherna sarayı ile Edirnekapı arasındaki surlara yapıldı.
O doğrultuda açılan bir gediğe uygulanan taarruzda ilk hamlede başarı hâsıl gerçekleşir gibi olduysa da ihtiyat kuvvetlerinin yetişmesi üstüne püskürtüldü; onu müteakip yeniden edilen taarruz yeniden muvaffakiyet verecek iken Edirnekapı mıntakasından yetişen bin kişilik bir kuvvetin yardımiyle bir sonuç elde edilemedi.
Bundan ardından top Muhabereyi, ok, mermi atışları, lağım hafriyatı ve devasa müteharrik harb kulelerinin surlara taarruzları ile günler geçti.
Açılan lağımları Bizans lağımcıları buluyorlardı.
İmparatora Nihai Teslim Teklifi
Fatih umumî saldırı yapılmasın sırası yaklaştığını ön görü ederek ondan önce imparatora barış önerisi yapmağa hüküm verdi ve 23 ya da 24 Mayısta İsfendiyaroğlu Kasım Bey’i elçi olarak imparatora gönderdi ve umumî hücumun doğuracağı feci sonuca sebebiyet vermemesini bildirdi.
Pâdişâhın önerisi şu şekilde idi:
1— Kentin kendine terki,
2— İmparatorun tüm maiyyeti, hazinesi ile sağ ve salim, istek ettiği yere gitmesi ya da Mora despotluğunu kabul eylemesi,
3— Ahalinin de gitmek ya da kalmakta serbest bulunduğu bildiriliyor ve ters durumda kent harben alıncak olursa halkın harb tutsağı olacakları tebliğ ediliyordu.
Kasım Bey bu efor vaziyet üstüne imparatoru sulhe imale etmek istedi; imparator da kimi karşılık tekliflerde bulunmak emeliyle Sultan Mehmed’e elçi gönderdi ve Rum elçileri pâdişâh ne kadar vergi isterse iktidarı dışında olsa bile vereceğini ve henüz farklı tavizlerde de bulunacağını söyledilerse de Dukas’ın söylediğine göre Pâdişâh:
— “Buradan gitmekliğim kabil değildir; ya ben kenti zabtederim, ya da kent beni ölü ya da diri olarak zabt eder, şayet şehirden sulhen çekilirsen sana Mora’yı ve kardeşlerine başka eyaletleri vereceğim; bu suretle arkadaş oluruz, eğer şehre harben girecek olursam eşraf ve ayanını ve seni öldürüp halkı tutsak edip mallarını yağmalattırırım” yanıtını gönderdi (43).
Macaristan Kralının Elçisi
İstanbul muhasarasının sonlarına doğru (25, 26 Mayıs) bir Macar kurulu Osmanlı karargâhına geldi.
Bu kurul ile Jan Hunyad’ın naiplikten çekilerek genç kıral Ladislas’ın kıral bulunduğu bildiriliyordu.
Bu münasibetle Jan Hunyad Sultan Mehmed’le üç yıl süreyle yapan bulunduğu mütareke, idareyi kirala devretmesi münasibetiyle imzalamış bulunduğu ahidnâmeyi geri istiyor ve Osmanlı hükümdarının ahidnâmesini de iade ediyor idi.
Macar murahhası vezir-i âzam ve onun yanısıra tespit edilen iki vezirle görüştü; sefir efendisinden aldığı talimat üstüne İstanbul muhasarasının kaldırılmasını pâdişâhtan rica etti ve ters durumda Macarların, Rumlar lehine hareket edeceklerini beyan eyledi; Macar murahhası bundan farklı batı devletlerine âid bir filonun da imparatorun yardımına gelmekte olduğunu da söyledi; Macar kurulunun gelmesi ve Macarların Rumlara takviye edeceği ve donanma geleceği şayiası yayılarak dedikodu başladı (44).
26 Ocak 1453’de Venedik Cumhuriyetinin İmparatorla aktetmiş bulunduğu muahede mucibince cumhuriyet, adalar denizindeki donanmasiyle yardımı imzalamış ve daha donanması gelmemiş ama İmparator, yardımın çabuk yapması için Venedik’in Akdeniz kumandanı Loredano’ya haber göndermişti ki (45) Macar elçisinin Batı filosu dediği bu olacaktır.
Ordu Müzakeresi
Macar elçisiyle olan müzakere pâdişâha arzedildi; Macarların, Rumlara takviye edileceği tehdidi ve bir Batı filosunun yardıma geleceği sözleri Sultan Mehmed’i düşündürdü.
27 Mayıs akşamı bir parlamento toplanarak durumu görüştü.
Vezir-i âzam Halil Paşa, önceden gördüğü üç haçlı seferinin tehlikelerini yakinen bildiği ve garp hıristiyanlarının yeni bir haçlı seferi yapacaklarından korktuğu için imparatorun ağır bir vergiye bağlantı kurarak muhasaranın kaldırılmasını öneri etti.
Ve özellikle batı hıristiyan hükümdarlarının ittifak ederek Türkleri Balkanlardan atmak emeliyle harekete geçebileceklerini ve henüz devasa bir felâkete alan vermemek için ricat etmek gerekliliğini ifade etti.
Şüphesiz daima Yıldırım Bayezid’in akıbetini Izladi, Varna ve ikinci Kosova muharebelerini hatırlıyordu (46).
Bu mütaleaya karşılık Zağanos Paşa, İstanbul’a takviye yapılamıyacağını ve takviye yapılsa dahi önemli olmadığını ve sair pâdişâhın heyecanını teskin edici mütalealar beyan ettiler.
Zağanos Paşa’nın mütaleasına kimi ümera ile ulema ve Ak Şemseddin iştirak eylediklerinden nihai bir ümid olarak umumî hücuma hüküm verildi.
Filhakika Venedik ya da Papa donanmasının Sakız’a, geldiği haber alınmıştı; nihai yapılacak hücumun sonucuna kadar Macar elçisi iade edilmiyerek alıkonuldu; muhasaranın uzaması ve bir başarı elde edilememesi nedeniyle asker arasında da dırıltı başlamıştı; pâdişâh gerçekten kaygılı idi.
Ak Şemseddin’in sebat ve saldırı edilmesi ile ilgili mektubu ve mânevi tebşiratı havi yazısı da herhalde Sultan Mehmed üstünde müessir meydana gelmiştir (47).
Umumi Saldırı Hazırlığı
Sultan Mehmed, deniz ve kara kuvvetleri kumandanlarını toplayarak teşci yollu hitabede bulundu; onlara gösterdikleri çaba ve fedakârlıklardan kaynaklı teşekkür etti ve yapılacak nihai hücumda da devasa fedakârlıklar beklediğini ve İstanbul’u fethetmeden geri dönmiyeceklerini anladığını ve kazanılacak zaferin temin edeceği menfaatleri ve kentin tüm servetini kendilerine bıraktığını ve yüzyıllarca düşmanlığını gördüğü İstanbul’un zabtının zarurî olduğunu, surların bundan sonra girilebilecek hale yaklaştığını, surları müdafaa edenlerin az ve yorgun olduklarını ve Türk askeri gibi nöbetle dinlenmediklerini ve bunun da başarı için bir âmil olduğunu, bunun için yakında saldırı yapılacağını amaç elde edilmedikçe barış ya da mütareke olamıyacağını beyan ederek kendilerini teşci etti (48).
27 Mayısta uygulanan ve üç gün süren bombardımanla surların bir bölümü yıkıldı (49).
Rumların bu yıkılan yerleri kapatmamaları için gece dahi bombardımana
devam edildi; sonrası günü bu yıkılan yerlerden kimi Türk askerleri içeriye
girdilerse de Jüstinyani yetişerek Türkleri çıkardı, bu sırada Murad Paşa,
Jüstinyani’yi öldürmek emeliyle saldırdıysa da kendi maktul düştü; imparatora
kaçması öneri edildi ise de bunu kabul etmedi ve derhal surlar yönüne koştu bu
sırada Türkler içeriye girdilerse de imparator doğrulusunda geri atıldılar.
29 Mayısta umumî saldırı uygulanacağı Galata Cenevizlilerinden ve Osmanlı ordusunda tespit edilen Rumların okların ucuna takıp attıkları kâğıtlardan haber alınmış olmasından imparator ile Jüstinyani olası mümkün oldukça hazırlanmışlardı; 28 Mayıs gecesi Ayasofya kilisesinde devasa bir âyin yapıldı, imparator da bu âyinde bulundu; ardından Vlaherna (Tekfursarayı) sarayına geldi, vedalaştı; surları teftiş etti; ayın 28 inci sabahı saat ikiden ardından saldırı sırasında yapılacak işler ve malzeme hazırlandı; sabahtan başlayan top ateşi açılan gediklere teksif edildi ve Topkapı’da Liküs vadisine inen sırt tarafındaki gedik büyütüldü.
Çiftesütun’larda başka bir deyişle Tophane ile Fındıklı limanında yatan donanma Bahçekapısı’ndan Langa ve Samatya’ya kadar olan surları kuşatma ederek müsaid yerlerde karaya asker çıkarıp merdivenlerle surlara çıkacaklardı; bunların surlara tırmanma hareketi gemideki ok ve manciniklerle gözetim olunacaktı.
Haliç’teki donanma da Tahtakapı’dan Unkapanı kapısına kadar olan semt karşı cephe aldılar.
Kara muhasarası tertibatı önceden gördüğümüz gibi ilk muhasara günündeki tertibatın aynısı idi; başka bir deyişle sağ kolda îshak ve Mahmud ve sol kolda Karaca Paşa’lar ve Topkapı cephesinde de özellikle Sultan Mehmed bulunuyordu.
Umumi Saldırı ve Kentin Zaptı
29 Mayıs gecesi başlayıp sabaha yakın zamana kadar devam eden iki hücumdan ardından, 29 Mayıs salı günü sabaha karşı umumî saldırı başladı; esas sonuç alıncak bölüm Topkapı ile Edirnekapısı arasında açılmış olan gedik olup pâdişâhın yer aldığı merkez kolu buraya saldırı ediyor idi.
Birinci umumî saldırı iki saat, arkasından uygulanan ikinci umumî saldırı bir buçuk saat sürmüş ve daha bir netice elde edilememişti; müdafiler de canlarını dişlerine alarak çalışıyorlar, surlara merdiven koyup çıkanları grojuva ateşiyle ve sair vasıtalarla öldürüyorlardı; başka kollardaki hücumlarda bir başarı elde edilemedi.
Bunun üstüne merkez kolundaki yeniçeriler ve ihtiyat kuvvetleri nihai koz olarak ileri sürüldü.
Bu kez özellikle pâdişâh da yeniçerilerle beraberdi; imparator da bu cephede bulunuyordu; bu sırada surları devasa bir azimle müdafaa eden başkumandan Jüstinyani elinden ve kolundan yaralandı ve ziyade kan zayi ettiğinden kaynaklı imparatorun ricasına karşın müdafaayı terk ederek çekilmişti (50).
Bu saldırı sırasında yeniçeriler hendek önüne kadar gittiler.
Pâdişâh bunları orada durdurdu ve okçular ve arkebozcuların yağdırdıkları ok ve arkebozların himayesi altında olarak hücuma sevk etti; yeniçeriler hendeği aşarak sura dayandılar.
Yeniçeriler arasında büyük yarı Ulubadlı Hasan adında bir yeniçeri kalkanını sol eli ile başının üstünde tutarak sağ elinde palası olmasına rağmen öncelikle surun üzerine çıktı; bunu gören otuz kadar yeniçeri onu takip ettiler ise de müdafilerin ok ve taşlar ile sekizi öldürüldüler.
Ulubadlı Hasan yaralanmasına karşın başka dostlarının sura çıkmalarına takviye etti; ama şunlar da öldürüldü ve Ulubadlı Hasan da devasa bir taşa takılarak surdan aşağı düştü ve yukarıdan atılan ok ve taşlarla şehid oldu (51).
Fakat saldırı devam ettiğinden sura çıkanlar çoğaldı ve surun üzerinde tutundular.
Bunu müteakip topla tahrip edilen yerden yeniçeriler içeri girip birinci surla ikinci sur arasındaki sahayı (Prevolos) işgal ettiler; buradaki müdafileri püskürttüler.
İmparator maiyyeti ile Pemton kapısına doğru kaçtı; şiddetle takip olunuyorlardı, Kostantin omuzundan yaralanmış ve yanındaki Kantakuzen maktul düşmüştü; imparatorun kaçtığını ve kendilerine doğru yaklaştığını gören ikinci sur müdafileri de paniğe tutuldular; rivayete göre bu panik sırasında imparator da düşerek çiğnenip can verdi (52).
Dış sur düştükten ve iki sur arasındaki saha (Provolos) temizlendikten ardından müdafaasız kalan iç surlar da alındı.
Topkapı içeriden kırıldı ve Türk kuvvetleri bu kapıdan içeri şehre girdiler.
Silivri kapısı tarafındaki bir gedikde zorlanarak buradan da şehre girildi; yalnız Giridli gemicilerin müdafaa ettikleri Vasileos (Basil) Leon ve Aleksiyüs burçları alınamadı, şunlar kahramanca döğüştüler; bunların müdafaaları padişaha arzedilerek kendilerinin gemileriyle mallarının serbest bırakılması şartiyle teslim olarak gittiler (53).
Haliç tarafındaki donanma efradı Odun kapısından girdiler.
Topkapı ile Edirnekapı arasından girilerek surlar işgal olunacağı sırada Karaca Paşa kolunda tespit edilen ve dışarısı ile savaş etmek emeliyle evvelden kapatılmış olup Kostantin’in buyruğuyla açılmış olan Kerkaporta (Canbazhane kapısı)’nın açık yer aldığını anlayan Türk askerlerinin elli kadarı buradan içeri girmişler ve arkalarından iltihak edenlerle kuvvetlenerek o doğrultuda Karaca Paşa kuvvetlerine karşı müdafaada tespit edilen Rumlara dominant yaparak bunları kaçırmışlar ve bu suretle bu yönlerden de berrak işgal etmişler ve Osmanlı sancağını dikmişlerdir.
İşte elli dört gün süren ve 18 Nisan, 6, 12 ve 29 Mayısta uygulanan dört devasa hücumdan ardından —ki sonuncusu bunları en umumisi idi— Şarkî Roma împaratorluğu’nun 1125 yıllık başşehri olan (54) İstanbul ( Kostantiniyye) 20 Cemaziyelevvel 857 / 29 Mayıs 1453 salı günü zabtedildi (55).
Deniz doğrultusunda donanmaya karşı müdafaada tespit edilen müdafiler, sura çıkmak isteyenlerle maç edip direnç ediyorlardı.
Fakat şunlar kentin karadan işgal edildiğini Türk askerlerinin saat üçte o tarafa gelmeleri üstüne anlamışlardı.
Rumların sur haricindeki Türk kuvvetleriyle harb ettiklerini gören Türkler surlarda tespit edilen Rumların üzerlerine saldırı ederek bunları öldürmeğe başlamışlar ve bu suretle dışarda gemilerde tespit edilen askerler de deniz tarafındaki kapıdan içeriye girip ganimet elde etmeğe muvaffak olmuşlardır.
Şu durumda deniz tarafındaki surlar İstanbul’un kara doğrulusunda işgalinden bir buçuk, iki saat ardından işgal olundu (Dukas s.
293).
Marmara tarafındaki surların bir bölümüne komuta eden Çelebi Mehmed’in erkek çocuğu Şehzade Orhan, kentin işgal edildiğini haber alınca elbisesini değiştirerek askerler arasına karışmış ise de aranıldığını haber alması üstüne kendini surdan atarak intihar etmiş ve başı kesilerek pâdişâha getirilmiştir.
Donanma efradının da şehre girdiğini gören Haliç’teki yabancı gemileri fırsatı kaçırmıyarak kaçabilenler mültecileri alarak limandan uzaklaştılar.
Françes, Türklerin saat iki buçukta şehre hâkim olduklarını yazar ki öğleden sonradır (56).
İmparator XI.
Kostantin birçok müşkilâta ve uygulanan ihanetlere karşın devasa bir azimle kenti müdafaa etmiş, kendine deniz yolu ile kaçması öneri edildiği durumda bunu red ederek askerinin başında ve memleketinin müdafaası uğrunda can vermiştir.
Kostantin ölümünde kırk dokuzla elli yaş arasında idi (57).
İstanbul fethini müteakip alınan esirlerin mikdarı elli bin kadardı.
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’a Girmesi (58)
Yirmi iki yaşında İstanbul’u fethederek tarihte FATİH unvanını almış olan II.
Mehmed, surların işgal edilip askerin şehre girmesinden ardından halk, bayan, çocuk, devasa kiliseye doğru kaçışıyor ve kaçamıyanlar tutsak ediliyorlardı (59).
Askerler, Ayasofya’ya kadar gittiler, kiliseye dolmuş olan halk arasından istedikleri kadar tutsak aldılar.
Fatih sıkı bir muhafaza altında olarak maiyyetinde vezir, ulema ve sair ileri gelen devlet adamlariyle beraber görkemli bir kortej ile Topkapısından şehre girdi.
Fatih’in İstanbul’a girişi ile ilgili müellif, külüstür tarihçiler doğrulusunda görülmiyerek nihai yıllarda yayınlanmış olan bir vekayinâmeden aldığım hulâsayı aşağıya yazıyorum (60).
“Şehirde yer yer maç oluyordu; kumandanlar Padişaha: Sen özellikle şehre girmezsen biz ahaliyi itaat ettirmeğe mecbur kalamayız deyince, Sultan Mehmed: imparatorun aranmasını emrettiği gibi, halka taarruz edilmemesini ve halkın itaat eylemesini emreyledi; bu suretle kentte sükûnet hasıl oldu.
Şehirdeki tüm ölüler yakıldı, kent temizlendi; padişah Romanos (Topkapı) kapısından şehre girerek, Ayasofya kilisesine gitti, o bölgeye gelince atından indi, (Şükrane olarak) yere kapandı ve toprak alıp başının üzerine götürdü; bu sırada patrik, papaslar, birçok halk, bayan, çocuk toplanmışlardı; padişah kentin fevkalâde olduğunu görerek:
— “Hakikaten şunlar erkek adamlarmış.
Onların muharebe sırasında böylelikle çarpışmaları ve ölmekten saadet duymaları beyhude değilmiş” dedi; ardından Ayasofya’ya girdi, kutsal mahalde durdu, patrik ve halk yerlere atılarak ağlaştılar; Sultan Mehmed onlara elleriyle susmalarını işaret etti; sükûnet teessüs edince patriğe:
— “Ayağa kalk.
Ben Sultan Mehmed sana ve arkadaşlarına ve tüm halka söylüyorum ki, bu günden ardından bundan sonra ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz konusunda benim gazabımdan korkmayınız” diye konuştu.
Sonra, silahlı gücünün kumandanlarına dönerek: askerin halka hiç bir fenalık yapmamalarını emretmelerini ve rastgele birisi bu buyruğa itaat etmezse ölümle cezalandırılacağını bildirdi (61).
Kilisenin her tarafını ve hazinelerini görmeği istek ederek herkesin aut çıkmasını emretti; ama halk biraz biraz çıktığından ve kendi de bunu bekliyemiyeceğinden aut çıktı ve imparatorun sarayına gitti.
Orada karşısına Kostantin’in kafasını getiren bir Sırp çıktı; padişah Rum beylerine bu başın Kostantin’in başı olup olmadığını sordu.
Onundur dediler, bunun üzerine:
— “Allah seni ne kadar yüksek yaratmıştı ve seni imparator yapmıştı; niye bu tür boş yere helak olmak istedin?” dedikten ardından kesik başı patriğe gönderdi (62).
Kostantin’in zevcesi împaratoriçe kocasiyle nihai kez vedalaşıp ayrıldıktan ardından İstanbul’un işgali üstüne Rum beyleri doğrulusunda kızları ve esas ailelere üye kadınlarla beraber Jüstinyani’nin gemisiyle Mora’ya götürüldü.
29 Mayısta umumî saldırı uygulanacağı Galata Cenevizlilerinden ve Osmanlı ordusunda tespit edilen Rumların okların ucuna takıp attıkları kâğıtlardan haber alınmış olmasından imparator ile Jüstinyani olası mümkün oldukça hazırlanmışlardı; 28 Mayıs gecesi Ayasofya kilisesinde devasa bir âyin yapıldı, imparator da bu âyinde bulundu; ardından Vlaherna (Tekfursarayı) sarayına geldi, vedalaştı; surları teftiş etti; ayın 28 inci sabahı saat ikiden ardından saldırı sırasında yapılacak işler ve malzeme hazırlandı; sabahtan başlayan top ateşi açılan gediklere teksif edildi ve Topkapı’da Liküs vadisine inen sırt tarafındaki gedik büyütüldü.
Çiftesütun’larda başka bir deyişle Tophane ile Fındıklı limanında yatan donanma Bahçekapısı’ndan Langa ve Samatya’ya kadar olan surları kuşatma ederek müsaid yerlerde karaya asker çıkarıp merdivenlerle surlara çıkacaklardı; bunların surlara tırmanma hareketi gemideki ok ve manciniklerle gözetim olunacaktı.
Haliç’teki donanma da Tahtakapı’dan Unkapanı kapısına kadar olan semt karşı cephe aldılar.
Kara muhasarası tertibatı önceden gördüğümüz gibi ilk muhasara günündeki tertibatın aynısı idi; başka bir deyişle sağ kolda îshak ve Mahmud ve sol kolda Karaca Paşa’lar ve Topkapı cephesinde de özellikle Sultan Mehmed bulunuyordu.
Umumi Saldırı ve Kentin Zaptı
29 Mayıs gecesi başlayıp sabaha yakın zamana kadar devam eden iki hücumdan ardından, 29 Mayıs salı günü sabaha karşı umumî saldırı başladı; esas sonuç alıncak bölüm Topkapı ile Edirnekapısı arasında açılmış olan gedik olup pâdişâhın yer aldığı merkez kolu buraya saldırı ediyor idi.
Birinci umumî saldırı iki saat, arkasından uygulanan ikinci umumî saldırı bir buçuk saat sürmüş ve daha bir netice elde edilememişti; müdafiler de canlarını dişlerine alarak çalışıyorlar, surlara merdiven koyup çıkanları grojuva ateşiyle ve sair vasıtalarla öldürüyorlardı; başka kollardaki hücumlarda bir başarı elde edilemedi.
Bunun üstüne merkez kolundaki yeniçeriler ve ihtiyat kuvvetleri nihai koz olarak ileri sürüldü.
Bu kez özellikle pâdişâh da yeniçerilerle beraberdi; imparator da bu cephede bulunuyordu; bu sırada surları devasa bir azimle müdafaa eden başkumandan Jüstinyani elinden ve kolundan yaralandı ve ziyade kan zayi ettiğinden kaynaklı imparatorun ricasına karşın müdafaayı terk ederek çekilmişti (50).
Bu saldırı sırasında yeniçeriler hendek önüne kadar gittiler.
Pâdişâh bunları orada durdurdu ve okçular ve arkebozcuların yağdırdıkları ok ve arkebozların himayesi altında olarak hücuma sevk etti; yeniçeriler hendeği aşarak sura dayandılar.
Yeniçeriler arasında büyük yarı Ulubadlı Hasan adında bir yeniçeri kalkanını sol eli ile başının üstünde tutarak sağ elinde palası olmasına rağmen öncelikle surun üzerine çıktı; bunu gören otuz kadar yeniçeri onu takip ettiler ise de müdafilerin ok ve taşlar ile sekizi öldürüldüler.
Ulubadlı Hasan yaralanmasına karşın başka dostlarının sura çıkmalarına takviye etti; ama şunlar da öldürüldü ve Ulubadlı Hasan da devasa bir taşa takılarak surdan aşağı düştü ve yukarıdan atılan ok ve taşlarla şehid oldu (51).
Fakat saldırı devam ettiğinden sura çıkanlar çoğaldı ve surun üzerinde tutundular.
Bunu müteakip topla tahrip edilen yerden yeniçeriler içeri girip birinci surla ikinci sur arasındaki sahayı (Prevolos) işgal ettiler; buradaki müdafileri püskürttüler.
İmparator maiyyeti ile Pemton kapısına doğru kaçtı; şiddetle takip olunuyorlardı, Kostantin omuzundan yaralanmış ve yanındaki Kantakuzen maktul düşmüştü; imparatorun kaçtığını ve kendilerine doğru yaklaştığını gören ikinci sur müdafileri de paniğe tutuldular; rivayete göre bu panik sırasında imparator da düşerek çiğnenip can verdi (52).
Dış sur düştükten ve iki sur arasındaki saha (Provolos) temizlendikten ardından müdafaasız kalan iç surlar da alındı.
Topkapı içeriden kırıldı ve Türk kuvvetleri bu kapıdan içeri şehre girdiler.
Silivri kapısı tarafındaki bir gedikde zorlanarak buradan da şehre girildi; yalnız Giridli gemicilerin müdafaa ettikleri Vasileos (Basil) Leon ve Aleksiyüs burçları alınamadı, şunlar kahramanca döğüştüler; bunların müdafaaları padişaha arzedilerek kendilerinin gemileriyle mallarının serbest bırakılması şartiyle teslim olarak gittiler (53).
Haliç tarafındaki donanma efradı Odun kapısından girdiler.
Topkapı ile Edirnekapı arasından girilerek surlar işgal olunacağı sırada Karaca Paşa kolunda tespit edilen ve dışarısı ile savaş etmek emeliyle evvelden kapatılmış olup Kostantin’in buyruğuyla açılmış olan Kerkaporta (Canbazhane kapısı)’nın açık yer aldığını anlayan Türk askerlerinin elli kadarı buradan içeri girmişler ve arkalarından iltihak edenlerle kuvvetlenerek o doğrultuda Karaca Paşa kuvvetlerine karşı müdafaada tespit edilen Rumlara dominant yaparak bunları kaçırmışlar ve bu suretle bu yönlerden de berrak işgal etmişler ve Osmanlı sancağını dikmişlerdir.
İşte elli dört gün süren ve 18 Nisan, 6, 12 ve 29 Mayısta uygulanan dört devasa hücumdan ardından —ki sonuncusu bunları en umumisi idi— Şarkî Roma împaratorluğu’nun 1125 yıllık başşehri olan (54) İstanbul ( Kostantiniyye) 20 Cemaziyelevvel 857 / 29 Mayıs 1453 salı günü zabtedildi (55).
Deniz doğrultusunda donanmaya karşı müdafaada tespit edilen müdafiler, sura çıkmak isteyenlerle maç edip direnç ediyorlardı.
Fakat şunlar kentin karadan işgal edildiğini Türk askerlerinin saat üçte o tarafa gelmeleri üstüne anlamışlardı.
Rumların sur haricindeki Türk kuvvetleriyle harb ettiklerini gören Türkler surlarda tespit edilen Rumların üzerlerine saldırı ederek bunları öldürmeğe başlamışlar ve bu suretle dışarda gemilerde tespit edilen askerler de deniz tarafındaki kapıdan içeriye girip ganimet elde etmeğe muvaffak olmuşlardır.
Şu durumda deniz tarafındaki surlar İstanbul’un kara doğrulusunda işgalinden bir buçuk, iki saat ardından işgal olundu (Dukas s.
293).
Marmara tarafındaki surların bir bölümüne komuta eden Çelebi Mehmed’in erkek çocuğu Şehzade Orhan, kentin işgal edildiğini haber alınca elbisesini değiştirerek askerler arasına karışmış ise de aranıldığını haber alması üstüne kendini surdan atarak intihar etmiş ve başı kesilerek pâdişâha getirilmiştir.
Donanma efradının da şehre girdiğini gören Haliç’teki yabancı gemileri fırsatı kaçırmıyarak kaçabilenler mültecileri alarak limandan uzaklaştılar.
Françes, Türklerin saat iki buçukta şehre hâkim olduklarını yazar ki öğleden sonradır (56).
İmparator XI.
Kostantin birçok müşkilâta ve uygulanan ihanetlere karşın devasa bir azimle kenti müdafaa etmiş, kendine deniz yolu ile kaçması öneri edildiği durumda bunu red ederek askerinin başında ve memleketinin müdafaası uğrunda can vermiştir.
Kostantin ölümünde kırk dokuzla elli yaş arasında idi (57).
İstanbul fethini müteakip alınan esirlerin mikdarı elli bin kadardı.
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’a Girmesi (58)
Yirmi iki yaşında İstanbul’u fethederek tarihte FATİH unvanını almış olan II.
Mehmed, surların işgal edilip askerin şehre girmesinden ardından halk, bayan, çocuk, devasa kiliseye doğru kaçışıyor ve kaçamıyanlar tutsak ediliyorlardı (59).
Askerler, Ayasofya’ya kadar gittiler, kiliseye dolmuş olan halk arasından istedikleri kadar tutsak aldılar.
Fatih sıkı bir muhafaza altında olarak maiyyetinde vezir, ulema ve sair ileri gelen devlet adamlariyle beraber görkemli bir kortej ile Topkapısından şehre girdi.
Fatih’in İstanbul’a girişi ile ilgili müellif, külüstür tarihçiler doğrulusunda görülmiyerek nihai yıllarda yayınlanmış olan bir vekayinâmeden aldığım hulâsayı aşağıya yazıyorum (60).
“Şehirde yer yer maç oluyordu; kumandanlar Padişaha: Sen özellikle şehre girmezsen biz ahaliyi itaat ettirmeğe mecbur kalamayız deyince, Sultan Mehmed: imparatorun aranmasını emrettiği gibi, halka taarruz edilmemesini ve halkın itaat eylemesini emreyledi; bu suretle kentte sükûnet hasıl oldu.
Şehirdeki tüm ölüler yakıldı, kent temizlendi; padişah Romanos (Topkapı) kapısından şehre girerek, Ayasofya kilisesine gitti, o bölgeye gelince atından indi, (Şükrane olarak) yere kapandı ve toprak alıp başının üzerine götürdü; bu sırada patrik, papaslar, birçok halk, bayan, çocuk toplanmışlardı; padişah kentin fevkalâde olduğunu görerek:
— “Hakikaten şunlar erkek adamlarmış.
Onların muharebe sırasında böylelikle çarpışmaları ve ölmekten saadet duymaları beyhude değilmiş” dedi; ardından Ayasofya’ya girdi, kutsal mahalde durdu, patrik ve halk yerlere atılarak ağlaştılar; Sultan Mehmed onlara elleriyle susmalarını işaret etti; sükûnet teessüs edince patriğe:
— “Ayağa kalk.
Ben Sultan Mehmed sana ve arkadaşlarına ve tüm halka söylüyorum ki, bu günden ardından bundan sonra ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz konusunda benim gazabımdan korkmayınız” diye konuştu.
Sonra, silahlı gücünün kumandanlarına dönerek: askerin halka hiç bir fenalık yapmamalarını emretmelerini ve rastgele birisi bu buyruğa itaat etmezse ölümle cezalandırılacağını bildirdi (61).
Kilisenin her tarafını ve hazinelerini görmeği istek ederek herkesin aut çıkmasını emretti; ama halk biraz biraz çıktığından ve kendi de bunu bekliyemiyeceğinden aut çıktı ve imparatorun sarayına gitti.
Orada karşısına Kostantin’in kafasını getiren bir Sırp çıktı; padişah Rum beylerine bu başın Kostantin’in başı olup olmadığını sordu.
Onundur dediler, bunun üzerine:
— “Allah seni ne kadar yüksek yaratmıştı ve seni imparator yapmıştı; niye bu tür boş yere helak olmak istedin?” dedikten ardından kesik başı patriğe gönderdi (62).
Kostantin’in zevcesi împaratoriçe kocasiyle nihai kez vedalaşıp ayrıldıktan ardından İstanbul’un işgali üstüne Rum beyleri doğrulusunda kızları ve esas ailelere üye kadınlarla beraber Jüstinyani’nin gemisiyle Mora’ya götürüldü.
Yorumlar
Yorum Gönder