Osmanlı Döneminden Hikayeler
Varlıklı ile fukara, sultan ile köylü aynısı hakka sahipti. Gayr-i müslimlerin haklarına ise, onları vedîatullâh, başka bir deyişle devlete Tanrı doğrulusunda emânet edilmiş, korunmaya muhtaç kimseler olarak kabul olunduklarından, daha fazla riâyet edilirdi. Bu yüzden gayr-i müslimleri hiç kimse incitmezdi. Osmanlı’nın bu adâletini gören hristiyanlar, onlara sanki hayran oldular. Bilhassa Rumeli’deki fütûhâtın sür’atle genişlemesinde bu dillere destan Osmanlı adâleti pek müessir meydana gelmiştir. O derecede ki, İstanbul muhâsara altında iken Papalıktan takviye istenmesi teklifine karşı, o devrin asillerinden Notaras’ın şu şekilde demiş bulunduğu tarihte pek meşhurdur: “–İstanbul’da kardinal şapkası görmektense, Türkler’in sarığını görmeyi seçenek ederim!..” İşte bu ulu adâlet anlayışı ve tatbikatı nedeniyle çoğu râhibe, müslüman olup Osmanlı kadınları gibi tesettüre büründü. Zulüm içerisinde yaşam sürdüren hristiyan halk, daha fethedilmemiş yerlerde bir lâhza evvel hu...